Korsanlar
Ünlü Korsanlar

"Evet; Barbaros bir korsan idi"

 

Her yıl 27 Eylül’de Hızır Hayreddin Reis’i hatırlarız milletçe; Preveze Deniz Zaferi’ni kutlarız. Bu vesile ile İstanbul’un Beşiktaş semtindeki Barbaros (Hızır Hayreddin Reis) anıtı ile türbesi arasındaki meydanda, denizcilerin tertiplediği resmî bir tören de yapılır. Buradaki anıt, Barbaros ile sağında ve solunda sanki gazâya atılmış korsanları temsil eden, heyecan ve hayret uyandıracak tarzda yontulmuş başarılı bir eserdir*.

 

Eskiden korsan denildiği vakit insanların zihninde şimdiki gibi denizleri kasıp kavuran tek gözü bantlı, çengel kollu vahşi adamlar hatıra gelmezdi. Galiba bu zıpçıktı korsan imajını Hollywood hayalhaneleri yarattı. Çünkü eski korsanlar hakikatte birer deniz akıncısı idiler ve şimdiki anlamda deniz haydutları için o vakitlerde "deniz haramisi, derya şakîsi, derya eşkıyası" gibi adlar kullanılırdı. Tarihimizdeki kara askerleri arasında atlı komando sınıfı demek olan akıncılar ne yapıyorsa, denizde de korsanlar onu yapıyordu. Osmanlı’ya hasım olan devletlerin ulaşımını engellemek, ekonomik güç ve etkisini zayıflatmak, ticaret kanallarını tehdit altında bulundurmak, yığınak yaptıkları bölgeleri ve askerî üslerini tahrip etmek, istihbarat ağı kurup bilgi toplamak vb. görevler hep korsanlardan beklenirdi. Bunlar Cezayir’de bulunan merkezlerinde Garp Ocakları adıyla teşkilatlanıp bütün Akdeniz’de karakollar gezdirir, kadırgalar devrinin Akdeniz’inde deniz devriyesi gibi çalışırdı. Korsanlar, Atlas Okyanusu’ndaki Osmanlı filolarının gözüpek leventleri idiler ve genellikle "gemici" anlamına olan leventlerden ayrı bir fonksiyon icra ederlerdi. Levent, denizci asker demekti, ama korsan, derya cengaverini karşılıyordu. Şimdiye göre düşünürsek korsanları herhalde SAT (Su Altı Taarruz) veya SAS (Su Altı Savunma) komandoları ile ölçmek, diğer denizci erlerden buna göre ayırmak gerekir.

 

Beşiktaş’taki Barbaros anıtında yer alan korsanların giyim kuşamına bakarak onların kaptan-ı derya maiyetinde bulunan çıplaklardan olduklarını söylemek mümkündür. Eskiden kaptan-ı deryanın koruma görevlilerine kaptanpaşa çıplağı(1) denilirdi. Bugünkü bodyguard karşılığı olarak istihdam edilen bu adamlar levent veya korsan kesimi kıyafetlerinden dolayı çıplak diye anılan ve kaptan-ı deryanın yakınından hiç ayrılmayan iri cüsseli, gözünü budaktan esirgemez fedailer olurdu.

 

Korsanlar arasında pek çok şair yetişmiş, hatta korsan türküleri diye edebiyat tarihimizde önemli bir külliyat bile oluşmuştur(2). Onların deniz ile olan âşinalıkları ruhlarında da belli bir romantizmi köpürtüyor olmalı ki yürekler dağlayan türkülerindeki hüzün çok zaman insanın gözlerini yaşartır. Kim bilir hangi kıyıdaki hangi sevda için denizin orta yerinde yanıp yakılan bu türküler kaç bağırda birden heyecan uyandırıyordu?!.. Kim bilir hangi hasret duygusu hangisine çocuğunu, hangisine kadınını, hangisine hiç sevdasını söyleyemeden denizlere açılmak zorunda kaldığı sahil güzelini hatırlatıyordu?!.. Yanarım yanarım, hep o vakitler düzyazının gelişmediğine yanarım. Düşünsenize bir, eğer bunca şiir söyleyen adamdan birkaçı duygularını nesirle anlatsaydı şimdi elimizde nice muhteşem romanlar, nice büyülü öyküler ve nice zengin senaryolar olurdu. Keşke korsanlardan birisi günlük tutmuş olsaydı!.. Hızır Hayreddin Reis’in "Gazavât-ı Hayreddin Paşa (3)" adıyla yazdırdığı savaş hatıralarının (ki kısmen resmî tarih sayılır) bir benzerini, sıradan bir korsan, kendi dünyası ve duyguları açısından kaleme alsaydı ve İnebahtı’da esir alınan Cervantes’in Don Kişot’u yerine biz şimdi filanca reisin maceralarını okuyor olsaydık.

 

* Yazık ki bu anıtta yer alan korsanlardan cadde tarafındakinin elinde bulunması gereken kılıç birkaç yıldır yerinde yoktur. Zavallı korsanın eli hayalî bir kabzayı kavrıyor gibi öylece boş durmaktadır. Bizim ilgili kurumlarımız Hızır Hayreddin Reis’in serdengeçtisinin eline bir kılıç da veremiyor ve o dağ gibi kahramanı komik duruma düşürüyorsa daha ne diyelim!.. Hele vasiyetinde "Kabrimi aydınlatınız!" buyuran bu en büyük amiralimizin türbesini kapalı tutuyor, içerisinde bir aydınlatmayı bile çok buluyorsak!..

 

(1) Vaktiyle Deniz Müzesi’nin kıyafetler salonundaki bir "kaptanpaşa çıplağı" olarak giyindirilmiş bir mankenin bilgi etiketinde "Naked of Captain Pasha" ibaresi yer alıyordu. Yani "Kaptan paşanın çıplak hali". Galiba tercümeyi yapan, çıplak kelimesinin koruma anlamını bilmediği için, üstelik de göğüs bağır açık bir cepken ile yalın ayak, baldırı çıplak bir poturlu mankeni görünce "adam gerçekten de çıplak" diyerek altına "Bodyguard of high admiral" yazması gerekeceğini hiç düşünmemiş olmalıydı. (2) bk. Şükrü Elçin, Akdeniz’de ve Cezayir’de Türk Halk Şairleri, Ankara, 1988 (3)bk. Ertuğrul Düzdağ, Barbaros Hayrettin Paşa’nın Hatıraları, c. I-II, İstanbul, 1973







Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın: